-Bu yazım, kardeş olduklarını unutan iki ülke içindir.
.
.
.
Saat olmuş gecenin bir yarısı… Hıçkırıklarım karışıyor
gözyaşlarıma. Üzerimde anlamsız bir yorgunluk… Başımı yastığımdan kaldırmaya
bile mecalim kalmamış. Kanı çekilmiş karnıma bastırdığım yumruğumun. Biraz daha
yaklaşıyorum anneme doğru. Kolları sanki gelmemi beklercesine açık kalmış.
Gecenin yorgunluğundanmıdır bilinmez, gözleri yarı açık.
Yavaşça sokuluyorum kollarına. Buz gibi soğuk…
Kollarını etrafıma sarmasını bekliyorum, ama yapmıyor.
Göğsünden gelen “tık tık” sesleri artık kesilmiş. Tek duyabildiğim yan tarafa
sarkmış kolundaki saatin sesi…Korktuğumu bildiğini biliyorum. Her akşam
duyduğum silah seslerinin kesilmesini beklerken korktuğumu bilir. Kolları daima
beni kucaklamak için açılmıştır. Ama bu sefer farklı olduğunu hissediyorum.
Daha küçüğüm… Belki 5 belki de 6'ma yeni
basmışım bilemiyorum. Gece daha bir karanlık geliyor. Sanki duvarlar daha da
yaklaşmış. Yıldızlar ışıltılarını hiç bulamayacaklarını anlayıp küsmüşler
geceye. Güneş ise sadece sabah kendini gösterebiliyor sislerin ardından.
Gölgelerde oynaşan canavarlardan birinin
üzerime saldıracağını hissetmişçesine anneme biraz daha sokuluyorum. Ne olursa
olsun o beni korur. Biliyorum.
Gölgeler mum ışığında
kıpraşıyor. 1 haftadır kesik olan elektrikler hala gelmediği için gece
lambasını kullanamıyoruz. Annemin söylediğine göre kötü adamlar burayı
terkedesiye kadar ışıklar olmayacakmış. Geceleri yatmadan önce tanrıya
yalvarıyorum kötü adamları götürmesi için. Umarım beni duyuyordur.
Kardeşim yanıma gelip
kolumdan çekiştiriyor. Mi Hi. Benden 3 ya
da 4 yaş daha büyük.
“Su Eun artık gitmeliyiz.”
diye fısıldıyor. İri gözlerine dolan yaşlar, yavaşça yanaklarına dökülüyor. Ben
de ağlıyorum. Ablam ne zaman ağlasa ben de ağlarım çünkü.
“Babamız bizi dışarıda
bekliyor Su Eun.” diye sesleniyor. Fakat annemi bırakmaya niyetli değilim.
“Annem de gelsin Mi Hi. Onu
uyandırmalıyız.” diyorum ve kollarımı annemin boynuna doluyorum.
Mi Hi ısrarcı bir iç çekişle
koşmaya başlıyor. Merdivenlere çarpan kırmızı ayakkabılarını hayal
edebiliyorum. Babamızın yılbaşında aldığı ayakkabı yüzünden çok kavga etmiştik.
Hatta Mi Hi'ye ilk defa o zaman yumruk atmıştım. Annem beni azarlayınca da
sandalyeye çöküp ağlamıştım. Aynılarından bana da almışlardı fakat bir haftalık
yalvarışın sonunda.
“Su Eun buraya gel.” diyor
ve kollarını açıyor babam. Daldığım hayallerden zorlukla sıyrılıyorum. Annemin
soğuk kollarından ayrılıp babama sarılıyorum. “Annem de bizimle gelsin baba.”
diye yalvarıyorum fakat babam başını iki yana sallıyor. Onun da gözleri
yaşlanmış. Babamı ilk defa ağlarken o zaman görüyorum.
“Annen şimdi gelemez
bebeğim. Biz gitmeliyiz.” diyor ve elimi tutması için Mi Hi'ye uzatıyor.
“Kardeşini arabaya götür Mi
Hi.” diye emir verdikten sonra anneme dönüyor. Cılız bir ses duyuyorum. Sanırım
Mi Hi'den. “Annem cennette mi baba?” diyor ve merdivenlere doğru bir adım
atmadan önce duraksıyor. Babamın hızla kafa salladığı anı hatırlıyorum.
Ellerini yüzüne kapatıyor.
“Mi Hi kardeşini çabuk
çıkar buradan.”
Mi Hi beni sürükleyerek
arabamıza götürüyor. Arka kapıyı açıp biniyor ve beni de sürüklüyor. Kapıyı
kapatıp eğilmemi emrediyor. Dediğini yapıyorum. Genelde onu pek dinlemem ama
içimdeki ses susmamı söylüyor.
Babamın arabaya bindiğini
araba çalışasıya kadar anlamıyorum. Hızla arabayı sürerken annemin uyarıları
geliyor aklıma. “Baba yavaşlamalısın.” diyorum ve Mi Hi'ye sarılıyorum.
“Hayır bebeğim. Gideceğimiz
yere çabuk ulaşmalıyız.”
Denizin önünde duruyor
sonunda. Sanki asırlardır arabadaymışız gibi hissediyorum. Ellerimizden tutuyor
ve koşarak bir amcanın yanına gidiyor.
Amcayla bir şeyler
konuştuktan sonra eğilip alınlarımızdan öpüyor.
“Bu amcanın adı Tae Jun.
Onunla şu tekneye bineceksiniz ve yarın sabah yanınıza geleceğim. Bu yüzden
uslu durmalısınız. Mi Hi. Şunu al.”
Mi Hi'nin avuçlarına bir
kolye ucu bırakıyor. Sonra dikkatlice Mi Hi'nin gözlerine bakıyor. “Bunu
saklayacağına bana söz vermelisin Mi Hi.”
Mi Hi hızla başını
sallıyor. “Saklayacağım baba. Söz veriyorum.”
Ve babam bizi bırakıyor. El
sallamadan ya da hoşça kal demeden. Sadece gidiyor. Annem gibi o da gidiyor.
Biz savaşın çocuklarıyız.
Acının barındığı, kardeşliğin boynunu büküp kaybolmaya mecbur olduğu bir
ülkenin çocuklarıyız. Kardeşin kardeşe silah çektiği, amcasını, dayısını
öldürdüğü bir ülkenin çocuklarıyız. Ne körüz ne de sağır. Ellerimize
tutuşturulan bıçaklar köreltmiş duygularımızı.
Nice akrabalarımızı
kaybetmişiz sınırların ötesinde. Niceleri akraba olmuş, dertlerimizi unutmak
için sarmalamışlar yüreklerimizi.
6 yaşındaki çocuğa düşüyor
annesinin cansız bedenini sarmak kollarıyla. Ne zaman bitecek diye haykıramıyor.
Bilmiyor çünkü her sabah onu öpücüklerle uyandıran annesinin o sabah son kez
öptüğünü.
Bu mudur medeniyet? Eğer
silah yöneltmekse akrabalara… Bırakın medeniyet uğramasın civarımıza.
Sınırın iki ucunda kalan
akrabalar hiç buluşamayacaksa bir daha, istemiyorum medeniyet. Ben çocukluğumu
istiyorum. Belki de birdaha hiç kavuşamayacağım annemi, babamı istiyorum.

0 yorum:
Yorum Gönder